• Hasan Çelikkol

TESADÜF / Hikaye

Yıllık izninin ilk günüydü.

Kahvaltıdan sonra sitenin havuzuna giderim diye düşünüyordu. “Birkaç saat güneşlenip yüzerim.” Hafta sonu havuza gitmek güzeldi güzel olmasına ama çok kalabalık olduğundan şezlong bulmak da zor oluyordu. Bugün geç kalmıştı ve bu yüzden şezlong bulması da kolay görünmüyordu. Ama önemsemedi. Nasılsa izindeydi ve zamanı da çoktu. “Tatil güzelmiş” dedi kendi kendine. “zamanı istediğin gibi hükmedebiliyorsun.”

Dolaptan mayosunu, havlularını aldı. Güneş gözlüğünü takıp dışarıya çıktı.

Yirmi beş yaşına yeni basmıştı. Özel bir şirketin personel bölümünde görevliydi. İşi rahattı ve müdüründen de memnundu. Müdürünün kendisinden memnun olup olmadığını bilmiyordu ama davranışlarına bakılırsa memnun görünüyor gibiydi. Ne de olsa verdiği her işi zamanında ve eksiksiz yerine getiriyordu. Belki tek kusuru ofise gelenlere karşı rahat olamıyordu. İnsanlarla yüz yüze gelmekten çekiniyor ve kolay kolay yakınlaşamıyordu. Kaç defa müdürü, “Biraz rahat ol aslanım” demişti. Ama olmuyordu işte. Hele kızlarla karşılaşınca bu daha da zor oluyordu. Birlikte olduğu bir kız arkadaşı yoktu. Aslında sitenin havuzu kendisi için bir fırsat olabilirdi, çünkü sitenin kızları sürekli havuza geliyorlardı. Kendine güven geldi. “Neyim eksik ki benim” dedi, “ne yapıp edip havuzdaki kızlardan biriyle arkadaş olacağım.”

Havuz geçen yıl yapılmıştı. Sitenin içindeydi ve çevresinde de güzel bir yürüyüş yolu vardı.

Havuza girmeden yürüyüş yapmasının iyi olacağını düşündü. Sıcaktan olsa gerek yürüme yolunda kimseler yoktu. Dert edinmedi. Beş tur attı.

Terlemişti.

İçeriye girdiğinde havuz kartını görevliye gösterdi. Görevliyi tanıyordu. “Nasılsın abi?” dedi, “Havuz yine kalabalık galiba.”

“Eee sıcaklar iyice bastırdı artık, kalabalık olması da çok normal. Hem güneşlenmek hem de serinlemek için buradan güzel neresi olabilir ki. Ama sen geç kalmışın bugün?”

“İzindeyim abi, bugün geç kalkayım dedim.”

“Eee hak etmişsin o zaman geç kalkmaya. Şansın varmış, bak şu ileride bir boş şezlong var. Oraya geç istersen.”

Teşekkür edip boş şezlongun olduğu yönüne doğru yürümeye başladı. Havuzda yüzen, kenarında güneşlenen pek çok insan vardı. Hanımların sayısı fazla görünüyordu. Hatta genç kızlar daha da fazlaydı. Cennete düştüm ben bugün diye düşündü.

Şezlonguna yerleşirken yanındaki şezlongda genç bir kız uzanmış yüzükoyun güneşleniyordu. Mavi bir bikinisi vardı. Göz ucuyla ona baktı. Kızın yüzünü göremiyordu ama vücudu çok güzeldi.

Rahatsız etmeden havlusunu serip şezlonga uzandı. Önce etrafta kimler var kimler yok diye baktı. Belki tanıdık birini görebilirdi. Tanıdık birini göremedi veya vardı da uzaktalardı. Yanında getirdiği kitabı çıkarıp okumaya başladı.

Kitap, kolay okunuyordu. Yazarı pek tanınmamış olsa da güzel yazdığını söyleyebilirdi. Yıllar sonra gelen bir mektupla eski sevgilisini aramaya çıkan bir adamın yaşadıkları ile ilgili bir romandı. İlginç bir romandı. Bu romandan sonra yazarın diğer romanlarını alıp okumaya karar verdi.

Romanına dalmışken birdenbire havuzdan bir çığlık gelmişti. Ne olup bittiğini anlamak için havuza baktı. Bir küçük çocuk ellerini çırparak havuzun üstünde kalmaya çalışıyordu. Ne oluyor demeğe kalmadan havuz görevlisi havuza atlayıp çocuğu sudan çıkarmıştı. Bu arada yan şezlongdaki kız da uyanmıştı. Her haliyle korktuğu belliydi.

Ne oluyor diye merakla bakıyordu.

Kızın yüzünü ilk defa o zaman gördü. Gerçekten güzel bir kızdı. Yeşilimsi gözleri vardı. Sarışındı. Saçları uzundu.

“Yok bir şey” dedi, “çocuklardan biri havuza düştü. Neyse ki görevli çıkardı hemen.”

“Annesi yok muymuş çocuğun? Allah Allah nasıl bırakırlar kendi başlarına bu çocukları. Nasıl sorumluluk bu anlayamıyorum.”

“Haklısınız ama oluyor işte. Sizi de korkuttular.”

“Korktum gerçekten.”

Gülümsemişti.

Bu gülümsemeden cesaret alıp kızla konuşmayı sürdürmeyi karar verdi. “ Siz burada mı oturuyorsunuz? Hiç görmedim sizi de.”

“Yok burada oturmuyoruz biz. Annemin bir arkadaşının evi var. Ben de onun sayesinde girdim havuza. Peki siz burada mı oturuyorsunuz?”

“Evet, şu ileride gördüğünüz apartmanda oturuyorum. Şimdi izindeyim.”

“Ne güzel. Kaç gün izinlisin?”

“İki hafta ve iznimin tamamını da burada geçirmeyi düşünüyorum.”

“Başka bir yere ihtiyacınız yok ki zaten. Keşke bizim de buradaki gibi bir havuzumuz olsa.”

“İsterseniz her gün gelebilirsiniz buraya.”

“Ben de öyle düşünüyorum zaten. Nasılsa evimiz yakın buraya.”

“O zaman tekrar görüşeceğiz demektir sizinle. İnanın ben de çok sevinirim burada olmanızdan.”

Kız yine gülümsemişti.

Kızın gülümsemesinden etkilendim diyebilirdi. Bir gülümseme bir yüze bu kadar mı güzel yakışırdı?

Kız “ne okuyorsunuz?” diye sormuştu.

“Geçen gün aldığım bir roman var elimde. Bitmek üzere. Okumadıysanız size de verebilirim. Beğeneceğine eminim.”

“Sevinirim. Yarın geldiğimde verebilir misin?”

“Veririm tabi. Ama ne diyeceğim sizi gördüğümde, yani nasıl hitap edeceğim? Bu arada benim adım Tufan.”

“Tanışmadık değil mi? Benim adım da Tülin.”

“Güzel isimmiş.”

“Benim şimdi gitmem gerekiyor. Yarın görüşüyoruz o zaman. Erken gelmeye çalışırım. Yarına kadar Allahaısmarladık.”

“Güle güle Tülin. Ben erken gelir yer ayarlarım. Kendine iyi bak, olur mu?”

Tülin giderken arkasından hayranlıkla baktı. Tülin’i çok beğenmişti. Hani diyebilirdi ki Tülin idealindeki kızdı. Eğer düşünceleri uyarsa evlenmeyi bile düşünebilirdi. Belki evlenmesi için erkendi ama böyle hoşuna giden bir kızla tanıştığına göre bu kararını sorgulayabilirdi. Belki babası mırın kırın ederdi ama sonuçta karar kendisinindi. Tülin’in annesi babasını tanımıyordu ama tanırdı nasılsa. Aslında Tülin’i de tanımıyorum diye düşündü ama bu düşüncesini hemen aklından uzaklaştırdı. Olumsuz düşlere yer vermemeliydi şimdi. Her şeyi olumlu yönünden bakıp gününü geçirmeliydi. İzin kendisine iyi gelmişti. Şansı da yardım ediyordu. Daha ilk günde tanıştığına göre bundan sonra tanıyabilir onun hakkında bütün bilgileri edinebilirdi.

x

Tülin ile karşılaşması sadece bir tesadüftü. Daha bir gün önce düşüncelerinin arasında kaybolmuş, akşamı nerede ve nasıl geçireceğini bilmeden yürürken, izne ayrılmadan önce müdürünün söylediklerini ve yüreğine gizlediği sırları düşünüyordu. Ama şimdi her şey bir anda olup bitivermişti. Tülin”in yanındaki şezlonga yerleşmiş, havuza bir kız çocuğu düşmüş ve onun çığlığıyla Tülin uyanıp konuşmaya başlamışlardı. Buna tesadüf denemez de ne denirdi ki? Aslında kız kimdi, kimin nesiydi, bilmiyordu. Bildiği her şeyin bir gülümseme ile değişivermesiydi. Sonu iyi biteceğe benzeyen uzun bir yolculuk başlıyordu galiba.

Ertesi günü iple çekti.

Akşam erkenden yatıp uyumak istedi ama uzun süre uyuyamadı. Gecenin karanlığında Tülin’in yüzü geliyordu gözlerinin önüne. Sonra havuza beraber giriyorlardı. Uzun uzun yüzüp havuzdan çıktıklarında sohbet ediyorlardı yine. Sevdiklerini sevmediklerini anlatıyordu sürekli. Sevdiği kitapları tek tek sayıyordu. Sonra müziğe geçip sevdiği şarkıları sıralıyordu.

Sonra uykuya daldı.

Rüyasında yine Tülin’i gördü. Bu kez dağınık saçlarıyla yanına gelip dudaklarından öpüyordu.

x

Ertesi gün uyandığında saat neredeyse 11 geliyordu. İçinden bildiği bütün küfürleri saydı. Nasıl da uyanamamıştı. Akşam içtiği biranın etkisi olmalıydı herhalde. “İnşallah geç kalmamışımdır” dedi.

Ya Tülin havuza geldiyse?

Ya bekliyorsa?

Ya yer bulamayıp kendisini göremeyince gitmişse?

Sorular aklını kurcalıyor, karşılaştığında ne diyeceğini düşünüyordu.

Havlusunu ve güneş gözlüğünü alıp dışarıya çıktı. Koşar adımlarla havuza gitti.

İçeriye girdiğinde düşündüğü gibi havuz yine kalabalıktı ve hiç yer yok görünüyordu. Başından aşağıya sular döküldü. Tülin’e ayıp olacaktı şimdi. Daha ilk buluşmalarında ona değer vermediğine hükmedebilirdi. O düşüncelerle etrafına bakmaya başladı. Belki boş bir yer bulabilirdi. Bir yer bulursa yanına ikinci bir şezlongu alıp sorunu çözebilirdi. Ama yer yoktu. Biraz ilerleyip duşun olduğu yere doğru yürüdü. Galiba şansı gülüyordu. Boş bir şezlong gördü. Yanındaki şezlonglarda orta yaşlı iki kadın vardı. Yanlarına gidip şezlonga uzandı. O an tek derdi Tülin’e şezlong bulmak olduğundan izin istemek aklına bile gelmemişti.

Kadınlardan birisi, “Bir dakika ne oluyorsun?” dedi.

“Şezlongu alıyordum.”

“O şezlongun sahibi var evladım. Sen de hiç sormuyorsun sahibi var mı diye. Biraz sonra gelecek.”

“Ama abla yer ayırmak yasak burada” dedi kızgın bir şekilde. Nedense hiç yapmadığı davranışları yapıyordu. Belki Tülin’e karşı mahcup olacağını düşünmüş olduğundandı. Başka zaman olsa şezlongu bırakırdı ama şimdi bırakamazdı, bırakmamalıydı. “Gelmediğine göre bu şezlongu alırım. İsterseniz görevliye şikayet edin beni” diye tavır takındı.

Kadınlardan birisi lahavle çekti.” Çattık yabani bir çocuğa” dedi. “Sen sözden anlamıyor musun, biraz sonra gelecek diyorum” dedi. Kızdığı her halinden belli oluyordu.

Bu iş iddiaya binmiş gibi görünüyordu. Bu kadına haddini bildirmek istedi. “Ben bu şezlongu alırım” dedi ve başka da bir şey söylemeden sürükleyerek yana doğru çekti.

Kadın, “Saygısız çocuk” dedi sadece. “Bak aldın ama kızım da geliyor karşıdan. Ne diyeceksin şimdi. Lütfen bırakır mısın yerine şezlongu.”

Tufan’ın canı sıkılmıştı. Bu kadın da çok oluyordu ama.

Başını kaldırıp gelen kıza baktı.

Dondu kaldı.

Yanlarına doğru gelen kız Tülin’di.