• Hasan Çelikkol /ANI

SAÇLARI BUĞDAY SARISI KIZ


Karşıyaka İskelesinden geçip kısa bir süre içinde Altınyol’a çıkmıştım. Trafik akıyordu. Arabaları buğulu bir görüntünün arasından hızla geçiyordum.

Saat on üç otuzdu ve İzmir Kitap Fuarındaki imza günüme saatinde yetişebileceğimi düşünüyordum.

İçim rahattı.

Ama…

Ama işler hiç de düşündüğüm gibi olmadı.

Alsancak’taki Lozan Pastanesinin yanına geldiğimde trafik çok yavaş ilerlemeye başladı. Şair Eşref Bulvarındaki tramvay hattının yapımı trafiği alt üst etmişti ve haliyle trafikteki bütün araçlar tek sıra halinde ve çok yavaş ilerliyordu. Bu yüzden epey zaman geçtikten sonra Dr Mustafa Enver Bey caddesine girebilmiştim. Hiç beklemediğim bir durumdu.

Çaresiz arabaların adım adım Fuar alanına ilerlemesini beklemeye başladım. Bekledikçe canım sıkılıyordu. Yirmi dakikada ancak 26 ağustos kapısına yaklaşabilmiştim. Arada, “hadi be kardeşim, hadi be kardeşim, biraz daha hızlansana” diye söyleniyordum.

Sonunda otoparkın kapısından içeriye girebildim. Rahatlamıştım biraz olsun. Artık bundan sonrası kolaydı. 15- 20 dakika daha fuar alanına girmek için bekler, sonra da standımda zamanında olurdum.

x

Kitap Fuar alanının önü inanılmaz kalabalıktı. Kitapseverlerin bu kadar ilgi göstereceğini tahmin etmemiştim. Kalabalığa bakılacak olursa geçen yıla göre bu yıl katılımcı sayısı artmış görünüyordu.

Stantların bulunduğu alandan içeriye girdiğimde saat tam olarak 15’e 10 dakika vardı.

Hızla kendi standımın olduğu bölüme gittim. Konuk yazarlara selam verdikten sonra yerime oturdum.

Yayınevimizin kitapları şiir ağırlıklıydı. Yusuf Alper, Harun Atak, Nilüfer Açılan Yıldız, Hüseyin Peker, Selami Şimşek, Yunus Koray yazarlardan bir kaçıydı.

Stanttaki kitaplara ilgi iyiydi.

İtiraf etmem gerekir ki benim için yazma eylemi bedenime bir virüsün girmesi gibi bir şeydi. Kitap parasıyla da pek ilgim yoktu aslında, kitapların satılmasından daha çok okuyucuya ulaşması önemliydi benim için.

Henüz 15 dakika geçmişti ki standa 15-16 yaşlarında bir kız yanaştı. Uzun buğday sarısı saçları vardı, beyaz tenli ve yeşil gözlüydü. Güzel kızdı ve üzerinde okul elbisesi vardı. Etrafa çepeçevre saran gürültüye aldırış etmeden gülümsüyordu. Kitaplara bakan herkeste bir telaş olurken o inadına çok sakindi. Kitaplara bakıp arada bir buğday sarısı saçlarını geriye doğru atıyordu. Kitapların birini inceleyip bırakıyor, sonra diğerine geçiyordu. Sonunda benim kitaplarımı incelemeye başladı.

Merakla bakıyordum.

Önce “Mevsim Kül Rengi” adlı şiir kitabımın arka kapağında yazılı şiiri okudu, sonra bana bakıp “Ne demek istediniz bu şiirinizle?” diye sordu.

Açıkçası bu soruyla karşılaşmayı hiç beklemiyordum.

“Belli ki şiiri seviyorsun” dedim gülerek. “O zaman oku bakalım şiirimi de bir de senden duyalım.”

Sanki okumasını bekliyormuş gibi sevinçle okumaya başladı.

“Belleğim alaşağı edilmeden savururdum zehirleri

Bir dumanın gölgesine inat

Fırlatıp atardım umutsuz anlarımı

Yaşardım yirminci yaşımı kimselere takmadan

Yıldızların parladığı her an, sınırsız ve sebepsiz gecelerde”

“Sence ne demek istemişim?” diye sordum.

Tereddüt etti bir an. Acaba yanlış bir şeyler söyler miyim diye çekiniyordu sanki veya ben öyle hissettim o an.

“Çekinmeden anlat” dedim, “içinde nasıl bir duygu yarattıysa söyle. Benim düşündüğümden daha çok sende bıraktığı his önemli.”

“Sanki” dedi, “yapamadıklarınıza üzülmüşsünüz gibi bir hisse kapıldım okuduğumda. Başkalarının hakkınızda düşündüklerini dikkate almadan ne istiyorsak yapmamızı öneriyorsunuz. İstediğiniz gibi yaşayın diyorsunuz. Yapmak istediklerinizi ertelemeyin diyorsunuz. Doğru mu anlamışım?”

“Tam da demek istediklerimi söyledin bana. Bak kimse söylemediyse ben söyleyeyim sana. Sen de şair ruhu var. Fırsat buldukça yaz. Okumayı ihmal etme ama. Eee, alıyor musun kitaplarımızdan?”

Buğday sarısı saçlarını arkaya doğru atarken kitapların arka yüzüne tekrar baktı. Fiyatları görünce gözlerindeki hüznü fark ettim o an. Yüzünde karamsarlık gelip geçmişti. Önce bırakıp gidecek gibi oldu ama sonra biraz da utanarak “Alamam herhalde” dedi.

O an etraftaki seslerin birdenbire kesildiğini hissettim. Sessizlik yayılmıştı her yana. Varla yok arası çıkan o “Alamam herhalde” kulaklarımda yankılandı.

“Neden?”

“Şimdi buradan çıktıktan sonra Alsancak İskelesine kadar yürüyeceğim. Sonra vapura bineceğim. Vapur önemli değil, nasılsa biletim var, ama sonra Karşıyaka çarşısından misafirler için bir şeyler almam gerekiyor. Annem kahve ile kuru pasta istedi benden. 15 lira tutar herhalde. Sonra dolmuşa binip eve gideceğim. Yanımda sadece yirmi lira var. Nasıl alabilirim?”

“Yani hesap kitap işi diyorsun” dedim gülerek. “Evdeki alış veriş sana ait, öyle mi? Hııım, zor iştir bilirim. Bak şöyle yapalım. Ben sana bu kitapları armağan edeyim. Ne dersin? Hatta Koray abinde kendi kitabını armağan eder. Harun abin burada yok ama burada olsa o da kitabını armağan etmek isterdi. Senin gibi bir okuyucumuzun olması daha önemli bizim için.”

İsmini sordum. Adını yazıp itirazını beklemeden kitaplarımı imzaladım. Diğer kitaplarla birlikte naylon poşetin içine koyup uzattım. “İyi okumalar” dedim.

Düşündüğüm gibi önce kitapları almak istemedi.

“Ama olur mu?”

“Olur dedim, olur.”

“Teşekkür ederim.”

Kızın dudaklarından çıkan teşekkür sanki büyülü bir atmosferin ilk durağıydı. O an bir şeyleri hesaplıyor gibiydi. Cebinden 10 lira çıkarıp bana uzattı. “Emeğe saygı efendim” dedi. “Ben size kitaplarınız için en azından 10 lirasını vermek istiyorum.”

“Peki ya misafirler?”

“Misafirler de bugün kuru pasta yemeyiversinler. Kahve ile idare etsinler artık.”

Savrulan saçlarını eliyle topladı. Yanakları kızarmış gibiydi. O an, “duyun ey okuyucular demek istedim, duyun. Nasıl da gönlü zengin kızlarımız var burada. Duyun ve görün.”

Uzattığı parayı almadım tabi. “Merak etme sen” dedim. “Misafirlerin kuru pastasını da biz ikram etmiş olalım. Sen gönlünü ferah tut, olur mu?”

Çok sevinmişti.

Kalabalığın içinde kaybolurken buğday sarısı saçlarını savurup gülümsüyordu.

1/3
Search By Tags
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic
Follow Us