• Hasan Çelikkol / Öykü

SİZ HİÇ AYNAYA BAKMIYOR MUSUNUZ?


Murat Asteğmen, yüzündeki terleri silerken, “Amma da yorulduk bugün” dedi, “bunca yorgunluğu nasıl atacağız üstümüzden bilmiyorum.”

Sabahın erken saatlerinde “Taarruz Tatbikatı” için araziye çıkmışlardı. Tatbikat kesintisiz bütün gün sürmüş, uzun süre temmuz güneşinin altında kalmışlardı. Askerler yorgundu. Tatbikatı yöneten Asteğmenler de…

“Akşam yatacağın yerden şikâyet etmezsin herhalde Asteğmenim” diye Sadık Asteğmene takıldı. Sonra Bölük Komutanının geldiğini görünce, “Dikkat et Sadık, Yüzbaşı geliyor. Sen yerine geç de ben tekmili vereyim” dedi.

Yüzbaşı tekmili aldı. Tatbikattan memnun kaldığını söyleyip tebrik etti, sonra da “Herkes istirahat etsin” diyerek askerleri serbest bıraktı. Murat’a dönüp, “Murat Asteğmenim, arkadaşlarla birlikte on dakika sonra odamda olmanızı istiyorum” dedi.

x

Odada Murat’la birlikte, Vural Yüzbaşı, Sadık Asteğmen, Oktay Asteğmen olmak üzere dört kişi vardı.

Yüzbaşı önce savunma ve savaş stratejileri hakkında bilgi verdikten sonra anılarından söz etmeye başladı.

Herkesin keyfi yerindeydi.

Yüzbaşı, “Bir zamanlar her şey başkaydı” diye söze başladı. “Sizler bilmezsiniz buraya geldiğimiz günü. Yer bilmeyiz, yurt bilmeyiz. Bildiğimiz sadece çok sıcak bir gün olduğuydu. Askeri uçaktan inip de yere bastığımızda asfalt zeminin sıcaktan yumuşamış olduğunu görmüştük. Yanımdaki teğmen, 'Biz nereye geldik böyle komutanım?’ diye şaşkınlığını ifade etmişti. Her yerde koşuşturan erler, onbaşılar, çavuşlar vardı ve bazıları seslerini duyurabilmek için yüksek sesle bağırıyorlardı. ‘Üçüncü Tümen burayaaaaa, Motorlu Piyade Alayı burayaaaaaa.’ Neyse uzatmayayım, cipe bindik. Şoföre, ‘Gideceğimiz yer uzak mı?’ diye sordum. ‘Hayır komutanım’ dedi, ‘10 dakika içinde taburda oluruz.’ Sevinmiştim bu söylediklerine. Ben merak ediyorum tabi etraf nasıl bir yer diye. Önce Beşparmak Dağları'nın yeşil siluetini baka baka kerpiç evlerden oluşan bir köyden geçtik. Yol zaman zaman kıvrımlarla devam ediyordu. Etrafta kimse yoktu ama. Ya öğle sıcağından olacaktı ya da bölgede kimse oturmuyordu. Sonradan sivil halka kapalı bir bölge olduğunu öğrendim. Sonra bir yol kavşağına geldik, T. yazan levhanın yanından geçtik, yıkık dökük kulübeleri arkada bıraktık. Her yerde savaşın izleri vardı. Pek çok binanın kapısı açıktı, bazıları da kırılmıştı. Sıvaları dökülmüş haliyle viraneyi andırıyordu. Sonunda yolculuğumuz bir meydanın ortasında son buldu. Tabura gelmiştik. Ben, ‘Tabur Komutanının binası neresi?’ diye sordum nöbetçiye. Asker, ‘Şu ilerideki villa komutanım’ dedi, ‘zaten sizi de bekliyor.’ Villanın yanına geldiğimizde kapıdan bir asker çıktı. Tabur Komutanının yanına götürdü bizi. Sonra onlar gitti, biz kaldık burada. Eee Murat asteğmenim, hatırlıyor musun o Tabur Komutanını?”

“Hatırlamaz olur muyum Komutanım. Nasıl unuturum. Yarbaydı o zamanlar. Albaylığını bekliyor dedilerdi. Hatırlıyorum da ağır ağır konuşurdu. ‘Oturun beyler’ demişti. Biz dört asteğmendik. Dördümüz birden, ‘Sağ olun komutanım’ demiştik. Sonra emir erine seslenip çay söylemişti. Çaylarımızı yudumlarken hangi okuldan geldiğimizi, hangi eğitimi aldığımızı sormuştu. Sonra da, sırayla her birimize bakıp ‘Sen demişti yedinci bölüğe, sen sekizinci bölüğe, sen dokuzuncu bölüğe git ve sen de karargâh bölüğünde kal’ Hiçbirimiz bu bölüklerin ne olduğunu, nerede konuşlandığını bilmiyorduk. Meğer yedinci, sekizinci ve dokuzuncu bölükler cephe birlikleriymiş. Karargâh bölüğü ise sizin bölükmüş. Sizinle de ilk o zaman karşılaşmıştık komutanım.’

Anılar devam ediyordu, ama asteğmenlerin yüzünde yorgunluk okunuyordu. Yüzbaşının da Asteğmenleri bırakmaya hiç niyeti yok gibi görünüyordu. Bir ara Sadık Asteğmene dönüp bakmağa başladı. Gömleğinin altında görünen turuncu atleti dikkatini çekmişti.

Sadık Asteğmene dönüp “Ooo asteğmenim atletiniz çok şıkmış” diye takılmıştı.

Sadık asteğmen ironiyi anlamamış, göğsünü gere gere, “Evet yüzbaşım övünmek gibi olmasın, ama iyi giyinirim ben” diye cevap vermişti. “Biliyorsunuz ben askerden önce S. Kurumunda çalışıyordum. Bir gün siyah kadife bir takım giymiştim. O gün kız arkadaşlarımız da kendi aralarında en güzel giyinen kim diye birbirlerine soruyorlarmış ve kurumda en güzel giyinen personeli belirlemişler. Kimi seçmişler Yüzbaşım biliyor musunuz?”

“Kimi seçmişler Asteğmenim?”

“Tabi ki beni. Yani senin anlayacağın iyi giyinirim ben.”

Sadık Asteğmen kendini hem yakışıklı görüyor hem de iyi giyindiğini sanıyordu, oysa yakışıklı da değildi güzel de giyinmiyordu. Sözünü ettiği siyah kadife ceketi de herkes biliyordu. Geçen gün izine çıkarken giymişti. Hiç de aman aman bir ceket değildi. Hatta Murat Asteğmen parlaklığıyla dalga bile geçmiş, “Asteğmenim artistliğe mi özendin?” diye takılmıştı.

Yüzbaşı, Sadık asteğmenin konuşmalarında geçen “Yüzbaşım, senin anlayacağın” ifadesine çok bozulmuştu. “Nasıl konuşuyor bu adam?” diye Murat’a bakmış, sonra Sadık Asteğmene dönüp konuşmasına devam etmişti.

“Yahu Sadık sen şimdi iyi giyiniyorum diyorsun ama senin elbiselerin o kadar uyumlu değil ki. Mesela iç çamaşırlarında ten rengine yakın renk seçilirse daha iyi olur. Şimdi sen beyaz bir gömlek içine turuncu bir atlet giyersen dıştan atletinin rengi fark edilir, bu hoş olmaz, öyle değil mi Murat asteğmenim?”

“Valla komutanım bana da öyle geliyor. Hem Asteğmenimin siyah kadife ceketini gördüm, valla ben olsam hayatta giymem, ama Sadık asteğmen bu giyer mi giyer. Sen ne diyorsun Oktay Asteğmenim?”

Oktay Asteğmen ortamı biraz yumuşatmak için “Sadık asteğmenime laf etmeyin lütfen. ‘İyi giyiniyorum’ diyorsa iyi giyiniyor demektir” diyerek şakaya vurmak istedi. Sonra sessizliğini bozup gülmeye başladı.

Yüzbaşının siniri geçiyor gibiydi, ama Sadık Asteğmen olayın nereye gideceğini düşünmeden konuyu hala devam ettiriyordu.

“Yüzbaşım sen öğle diyorsun ama kızlar böyle demiyor.”

“Ne diyorlar, ne?”

“Yakışıklı diyorlar yüzbaşım.”

“Yahu Sadık ikide bir ben çok yakışıklıyım, ben çok yakışıklıyım diyorsun, ama sen yakışıklı değilsin ki, hatta tipsizsin.”

Murat, “Yahu Sadık ne diyorsun sen böyle, karşındaki yüzbaşın, nasıl cevap vereceğini öğrenemedin mi hala?” diye iç geçirip kendi kendine söyleniyordu.

Sadık Asteğmen konuşmasını hala sürdürüyordu.

“Siz böyle düşünebilirsiniz, ama ben yakışıklıyım. Ya size ne demeli? Siz hiç aynaya bakmıyor musunuz yüzbaşım?”

Yüzbaşı bu sözler üzerine daha da öfkelenmişti.

“Evet beyler, takımlarınıza alarm veriyorum. Hatırlatmama gerek yok sanırım 10 dakika içinde tekmillerinizi bana vermiş olmalısınız. Aksi halde cezanıza şimdiden razı olun.”

Karargâhta herkesi şaşırtabilecek bu alarm Sadık Asteğmen hariç odadakilerin hiç birini şaşırtmamıştı, ama alarm sonrası çok iyi biliniyorlardı ki Sadık Asteğmenin kendilerinden çekeceği vardı.

1/3
Search By Tags
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic
Follow Us