• Hasan Çelikkol / Şiir

YANARDAĞ


YANARDAĞ

hiç denizi görmeden denizi gördüm

soluk mavi sularını aşarken sevişmenin

sevişmelerin kalp çarpması, soluk almak gibi

fazlasıyla ihtiyaç, her sabah boy veriyordu aynada

zaten her sabah sevişiyorduk, derken ay geçmedi

aşk göründü yakamozların kuşattığı kapıda

ben böyle kıvrak beden görmemiştim hiç

bitiş çizgisine yakın yıldız yaparken

kış masallarının ülkesinde aklımda gülüşlerin

tuhaf düşüncelerim vardı kafamda, ne yapsam çıkmıyordu sevdiğim kız, hep gelir mi yatağıma diye

bırakıp her şeyi

sen rüzgardın, cesaretin tamdı, yüzünde sokağın kır çiçekleri

kim bilir kimin hayalinde sardunyalar vardı

kalabalığın arasından kıyıya çıkmak isteyen

toprağın ve suyun, gündüz ve gecenin

elbet rüzgar da dahil olmalıydı, elbet günaha da bulanmalıydı aşk

sessizliğe vurmalı, boşlukta birikmeliydi anlar

sana benzeyen ve sana daha çok benzeyen anlar

yine beraberiz, şimdi, yine bedeninin ördüğü gri örtülerin üstünde sevişiyoruz uzaktan

sonra gidiyoruz en hızlı trenle, yürüyecek kadar zamanımız olmadığından, en çok da halimize gülüyorum

ürkek kuşlar gibi öylece susuyoruz kalabalıkta konuşmak yerine

birden aynaya yansıyor senin uykulu halin

ruhumu güneşe asıyorum hemen

tekrar şekilleniyor sözler şiire dönüşürken

kalabalık ve yalnız

gözlerimde aşk, bir mısranın içine sığdırıyorum

bitmiyor aşkın, yanardağı kalbimin, kalbim sus pus

esrarlı bir dünyada kayboluyorsun

oysa “kayıp zamanların rüyası”nda adresin

karanlık suçların olmadığı, suçların da karanlık olmadığı sokakları bekleyen şairde

aslında saç tellerinde, saç tellerin suçlu senin

saçlarının kabahati hep

ilk adımı atarken sevişmelerimizin