• Mektup / Hasan Çelikkol

ÜSTADIM


Üstadım,

Öncelikle, kitaplarınızla geç tanıştığım için af diliyorum sizden.

Beş ay kadar önce bir arkadaşımın kitaplığında görmüştüm romanınızı. Romanınız onca kitabın arasında sayfaları sararmış eski bir kitap olarak duruyordu. Sıradan bir kapağı olan 1961 yılı baskılı bir kitap. Ama kitabınızı elime aldığımda içimi tuhaf bir duygunun kapladığını söylemeliyim. Kayıp zamanların içinden çıkıp gelmiş gibiydi. Kapağını kaldırıp ilk sayfasını açtığımda, sayfanın tam orta yerinde, dolma kalemle yazılmış bir not vardı ve bu not kitabın bir armağan olduğunu gösteriyordu. “Fethi Naci’nin Türk romanının başyapıtlarından biri dediği kitap bu, bilirim okumayı sevmezsin ama beğeneceğine eminim. Baktıkça beni hatırlarsın. Sevgilerimle.” Arkadaşım bu eserinizin sizin hayattayken yayımlanan son romanınız olduğunu ve ölümünüzden sadece bir kaç ay önce yayımlandığını, okuyamadığı için de kitabı armağan eden arkadaşına ayıp ettiğini söylemişti. Gözlerinin dolduğunu görmüştüm o an. Belli ki acısını hatırlatan bir anısı vardı.

“Ver o zaman bana, ben okuyayım” dedim.

Kitabınızın ismi ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ydü.

Eve döner dönmez okumaya başladım romanınızı. Daha ilk sayfalarında kayıp bir hazineyi bulduğumu anlamıştım. Saatlerin saatler içinde hızla kaybolduğuna hükmettim okurken. Bittiğinde gecenin 4’ü olmuştu. Yatağıma ne zaman gittiğimi hatırlamıyorum. Son hatırladığım şey ise yeni ile eski arasında sıkışıp kalmış, değişime ayak uyduramayan Hayri İrdal.

Sonraki haftalarda sizinle kalkıp sizinle yattım. Sizinle ilgili ne varsa okumaya çalıştım.

Kitaplarınızla geç tanıştığım için tekrar af diliyorum sizden.

Siz ne derya bir adammışsınız meğer.

Üstadım,

60 yıl 7 ay 1 gün yaşamışsınız bu dünyada. 22.111 gün başka bir ifadeyle. Yazıyla yirmiikibinyüzonbir gün. Gün sayısına bakıldığında epey uzun bir zaman gibi görünse de erken bir yaşta ayrılmışsınız bu fani dünyadan, yazdıklarınızdan uzaklaşmanız çok erken olmuş. Bugünkü koşullara göre az bir zaman 60 küsur yıl çünkü. Ve ben yazdığınız eserlere okudukça hayıflanıyorum. Keşke saatleri ayarlamanın yanında hayatı uzatmanın da bir enstitüsü olabilseymiş. Kim bilir daha nice eserler verirdiniz bize. Ama yine de telafi olarak kabul edilebilecek bir durum var ortada diyebilirim. Eserleriniz üstadım, eserleriniz. Çünkü yaşanan zamanın süresinden çok niteliğinin daha önemli olduğunu bilebilecek bir yaştayım ben.

Şiirler, romanlar, denemeler, araştırmalar ve mektuplar yazmışsınız. Günlük tutmuşsunuz. Edebiyatın her alanında eser vermişsiniz. Zaten sizin için “Derya adammış” dememin nedeni de bundandır.

Tam burada bir konuyu yazmadan geçemeyeceğim. Günlüklerinizde eserlerinizin okunmadığından yakınmış olduğunuzu gördüm. Kendinize haksızlık etmeyin üstadım. Belki içinde bulunduğunuz zaman için haklıydınız ama şimdilerde bunun doğru olmadığını biliyorum. Aslında herkes biliyor. Ama yine de bugünlerde bir yerlerde karşılaşmış olsaydık “Nasıl biliyorsunuz?” diye soracağınızı tahmin edebiliyorum. Ah üstadım, ahhh! Size nasıl izah edebilirim ki? Şimdilerde bunu öğrenmenin yolu o kadar kolay ki. İnternetimiz var artık ve istediğiniz bütün bilgileri internet üzerindeki Google arama motorundan ulaşabiliyoruz. İnternet, bilgisayar sistemlerini birbirine bağlayan elektronik iletişim ağı demek. İtiraf etmem gerekir ki muazzam bir şey. Uzatmayayım üstadım, şimdi yazacaklarım sizin muhtemel sorunuza cevap olacak.

Mektubumu yazmadan önce “Ahmet Hamdi Tanpınar” yazdım Google’ye, yaklaşık 476.000 sonuç bulundu, “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” diye arattırdım, 167.000 sonuç, hem de 0,29 saniyede. Yetmedi, “Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” diye tuşladım, veeee… 497.000 sonuç elde ettim. Yani Google’de bir tuşla istediğim bilgiye ulaşabildim. “Kendinize haksızlık etmeyin Üstadım” derken de internetten sizinle ilgili sonuçları görmüş olmamdan zaten. Şimdilerde hakkınızda o kadar çok yazılıp çizilmiş ki üstadım. Romanlarınız film oluyor, televizyonlar için dizi oluyor. Adınıza yarışmalar düzenleniyor. Yani sonuç olarak, üstadım, günümüzde üzerinde en çok yazılıp çizilen, adına sempozyumlar düzenlenen yazar ve şairlerden birisiniz siz. Ve bugün hayatta olsaydınız kim bilir ne kadar sevinirdiniz. Gözleriniz gülerdi eminim.

Nurlar içinde yatın.

Bu mektubu yazdığım şu ana göre tam 55 yıl 1 ay 20 gün geçmiş aramızdan ayrılmanızın üzerinden. Dile kolay. Kaç mevsim geçmiş üstünden. Ne değişimler yaşandı tarif edemem size. Yeni yazarlar doğdu, yeni romanlar, yeni şiirler yayımlandı. Yeni filmler çevrildi. Zaman uçup gitti. “Tempus Fugit.” Yazarlardan, çizerlerden şimdi burada söz edemem. Ama size söz etmek istediğim ve sizinle paylaşmak istediğim bir araştırma sonucu var.

Hürriyet Gazetesi pazar eki, eleştirmenler, yazarlar, akademisyenler, edebiyat öğretmenleri ve yayıncılardan oluşan 100 kişilik bir jüriyle “Türk Edebiyatının Gelmiş Geçmiş En İyi 100 Romanı” listesini hazırladı ve yayınladı yakınlarda.

Bilin bakalım ilk 10’un içinde kimler var?

Sevinmelisiniz üstadım. İlk 10’un içinde iki kitabınız yer alıyor çünkü. Keşke hayatta olabilseniz ve bu sonuçları görebilseydiniz. Birisi benim ilk okuduğum romanınız olan “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” diğeri ise “Huzur.” Sizin romanlarınızın yanında yer alan diğer kitapları da yazmalıyım. İnce Memed / Yaşar Kemal, Tutunamayanlar / Oğuz Atay, Kara Kitap / Orhan Pamuk, Bereketli Topraklar Üzerinde / Orhan Kemal, Aylak Adam / Yusuf Atılgan, Aşk-ı Memnu / Halit Ziya Uşaklıgil, Benim Adım Kırmızı / Orhan Pamuk, Puslu Kıtalar Atlası / İhsan Oktay Anar. “Sahnenin Dışındakiler” ve “Mahur Beste” adlı eserleriniz de ilk 100 içine girmiş romanlardan.

Kiskanmadım dersem yalan olur üstadım. Belki de bu kıskanma sadece bana has bir duygu da olmayabilir.

İşte tam burada zamanı ters yüz edebilsek, geçmiştekileri bu zamana bu zamandakileri geçmişe alabilsek diyorum. Keşke zamanı geriye döndürebilsek size. Bu noktada “Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi” filminden söz etmek istiyorum. Film kadar filmin başlarındaki bir bölüm de çok ilginç geldi bana. Kör bir saatçi birinci büyük savaşta oğlunu kaybediyor. Tren istasyonu için bir büyük saat yapması isteniyor ondan. Kör Saatçi öyle bir saat yapıyor ki tüm izlemeye gelenler şaşırıp kalıyor. Çünkü Kör Saatçi’nin imal ettiği saat geriye doğru işliyor. Tak, tik, tak, tik ... Saniyeler geriye doğru ilerliyor. Kör Saatçi gidenlerin bir ihtimal geri dönmelerini sağlamak istiyor. Ne muhteşem bir düşünce!

Keşke sizin zamanınız da ileriye doğru gidilebilen bir ayarlama merkezi olsa ya da şimdi geçmişe giden bir makine olsa da sizinle tanışabilseydim üstadım.

İzniniz olursa bir sonraki mektubumda size; kendimi, hayat görüşümü anlatmak isterim.

Saygı ve hürmetle önünüzde eğiliyorum üstadım.

MÜMTAZ

1/4
Search By Tags
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic
Follow Us