• Hasan Çelikkol / Öykü

GECE


Uyandığında gecenin 12’siydi. Karısı karşısındaki koltukta televizyon seyrediyordu. Demek uyanmasını beklemişti.

“Uykumu almışım” dedi gözlerini kırpıştırarak.

“Eee ne de olsa akşam yemeğinden beri uyuyorsun. Bu arada yemekten sonra hemen yatmak sağlık için iyi değil derler ama sen hiç dikkat etmiyorsun.”

“Aman Hülya sen de taktın benim uykuma. Hem ben akşam yemeğinde çok fazla bir şey yemedim ki. O senin dediğin çok yemek yiyenler için. Ben bilmez miyim bunu.”

“Öyle olsun bakalım.”

“Oğlan ne yapıyor bu arada, uyuyor mu babası gibi?”

“Uyuyor, uyuyor.”

“Keşke sen de kestirseydin biraz. Malum ben yorulunca sen kullanıyorsun arabayı.”

“Sorun değil canım, ben alışığım uykusuz kalmaya. Sen uyudun ya yeter.”

“Tamam, o zaman, ben bir duş alayım sonra hemen çıkarız yola. Sabaha da İzmir’de oluruz.”

“İnşallah canım. Karanlıkta araba kullanmanı istemiyorum, ama sen de hep gece gitmek istiyorsun.”

Karanlığı sevdiğinden mi ne gece yolculuğu hep hoşuna gitmişti Murat’ın. Geceleyin yollarda çok fazla araç olmuyordu. Yol kenarındaki ışıkların yolu aydınlatırken birer birer kayıp gitmesi içinde tarifi imkânsız duygular uyandırıyordu. Her ne kadar karısı her yolculuklarında söylense de, “Yollar tenha oluyor hayatım, zaman kazanıyoruz” diyerek onu bir şekilde ikna ediyordu.

Duş alıp çıkması, sonra da giyinmesi hemen hemen 10 dakikasını almıştı. Üzerine spor bir elbise geçirip salona indi. Karısı elinde nescafe bekliyordu.

x

Aşağıya indiklerinde derin bir nefes aldı. Ihlamur Kasrındaki ağaçlardan gelen kokuları içine çekti. Kaldıkları ev, Ihlamur Kasrı’nın hemen karşısındaydı. İzmir’den İstanbul’a taşındıklarında bir süre Ataköy’de kalmışlar, ancak işyerine çok uzak olması nedeniyle yakın bir eve çıkmaya karar vermişlerdi. Eh şimdiki evleri de işyerine çok yakındı. İstese yayan bile gidebilirdi. Karısı da memnundu, kendisi de. Pek çok arkadaşı işyerine gidip gelmek için saatler harcarken kendisi 15 dakika içinde işyerinde oluyordu.

Bavulu arabaya yerleştirdi. Karısı arka koltuğa geçti. Oğlunu da yanına yatırdı.

“İzmir yolcusu kalmasın” diye seslendi karısına dönüp. Nedense her yolculuğa çıkışlarında bu cümleyi söylemeden edemiyordu.

“Biz hazırız hayatım.”

Murat K. kontağı çevirdiğinde araba hemen çalışmıştı. “Volkswagen Golf başka canım” dedi karısına, “Neydi o eski arabamızın hali değil mi? Hoş güzel bir arabaydı belki ama bu araba gibi değildi tabi. Her seferinde sorun çıkarıyordu.”

“Evet, ben de çok beğeniyorum yeni arabamızı. Şirket araba vermiyor diye söylenip duruyordun. Bak araba da verdiler işte. Seviniyorsun değil mi?”

“Sevinmez miyim, seviniyorum tabi.”

“Gördüğün gibi çalışan kazanıyor.”

“Öyle valla. Hak ediyorum. Şirket taşındığında kaç kişi geldi İstanbul’a? Biz geldik, Şahinler geldi. Bir de Hüseyinler. Hüseyinler geldi ama keşke gelmeselerdi. Hiç yoktan İstanbul nedeniyle boşandılar iyi mi. Neyse biz kendimize bakalım. Dediğim gibi bizim de yaptığımız epey fedakârlık. Şirket iyi mi yaptı, kötü mü yaptı onu bilemem. Zaman gösterecek. Bence pek iyi yapmadılar ama…”

“Söyle, söyle dilinin altındakileri. Neden böyle diyorsun?”

“İzmir’de saygın birileriyken bu İstanbul kazanında isimlerinin esamesi bile okunmuyor. Büyük yerde küçük bir şirket olacağına küçük yerde büyük şirket olmak daha iyi değil mi sence de?”

“Yok artık. Bazen seni anlamakta zorlanıyorum Murat. İstanbul’un olanaklarını ne çabuk unuttun sen.”

“Haklısın belki de.”

x

Yolculukları gayet güzel gidiyordu.

Karısı uyumasından korktuğu için bir konu bulup sürekli konuşuyordu. Hatta konuşmasına ortak ediyordu.

“Hiç yalnız kaldığını hissediyor musun hayatım?”

“Yalnızlık mı? Nasıl bir yalnızlık bu? Saf, katmanlı bir yalnızlıktan mı söz ediyorsun yoksa hani canımın sıkıldığı zamanlardan mı?”

“Kalabalıkların arasında yalnız kalmaktan söz ediyorum. Hani çevrenden pek çok insan vardır da konuşamazsın. Durur durup düşünürsün. Hatta dalıp dalıp eskilere gidersin. Eskiye özlersin. Yalnızlık işte bildiğimiz yalnızlık.”

“Hayatım benim yalnız kalacak zamanım mı var? Şirket işlerini biliyorsun. Akşam da sizler varsınız.”

Bu cümleyi söylediğinde yanlarından hızla bir araba geçmişti.

Sinirlenmişti. “Hayvana bak sinyal filan vermeden hızla geçti gitti. Neredeyse çarpacak sandım. Böyle adamların ehliyetini alacaksın. Allah Allah, yollar kime kalmış.”

“Kızma hayatım.”

“Şuna biraz yaklaşayım da sinyal vereyim. Baksana kaza yaptıracaktı. Aklı başına gelsin.”

“Uyma şuna Murat. Gece vakti uğraşma. İt midir, uğursuz mudur bilmiyorsun.”

“Haklısın ama olmuyor ki.”

Yanlarından geçip giden araba biraz yavaşlamaya başlamıştı. Murat da arabanın yanından geçip gitti.

Geçerken arabanın içinde 4 kişinin olduğunu gördü. Arkadakilerin elinde şişe vardı. Belli ki içki içiyorlardı.

Canım sıkılmadı diyemezdi.

Arabasının gazına bastı.

Karısına belli etmek istemiyordu ama biraz önceki araba kendilerini takip ediyor gibiydi. Arada bir uzunları yakıp rahatsız ediyorlardı çünkü. İçinden “Çattık belaya” dedi.

Arkadaki arabanın uzunları sık sık yanmasıyla önüne çıkan ilk benzincide durdu. Beklemeye başladı. Karısı, “Ne oldu Murat, bu adamlar bizi mi takip ediyor?” dedi.

“Valla ben de anlamadım. Bir dertleri olduğu kesin de ne olduğunu ne yapmak istediklerini anlamıyorum. Şurada biraz bekleyelim de bizden uzaklaşsınlar.”

“İstersen bir karakola gidelim.”

“Karakola gidip ne yapacağız ki? Hadi gittik diyelim karakoldakiler ilgilenmezlerse ne olacak? Daha da huylandırırız adamları.”

“Sen bilirsin canım ama ben korkmaya başladım bilesin.”

“Tamam canım artık uzaklaşmışlardır, biz de hareket edelim şimdi.”

İçinden adamların gitmiş olmasını dua ediyordu. Gecenin bu vakti adamların ne yapacağı gerçekten belli olmazdı. Üstelik içkili olma ihtimali de çok yüksekti.

Bir kilometre kadar gittiğinde keskin bir virajı geçti. İleride arabanın yolun kenarında park etmiş bir vaziyette durduğunu gördü.

Bir küfür salladı.

Yanlarından geçer geçmez şüpheli araba da hareket etmişti. Murat artık emindi. Bu araba kendilerini takip ediyordu ve niyetleri de iyi değildi. O an içinden birkaç şey gelip geçti.

İlk soru şuydu. Arabanın önünde dururlarsa ne yapardı? Çarpamayacağına göre kendi de durması gerekecekti. Geri de dönemezdi. Bu durumdan hiç memnun kalmadı. Karısı arka koltukta korkuyordu. Arabanın arkasında demir bir çubuk vardı. Onu alsa iyi mi olurdu? Ama dört kişiyle nasıl baş edebilirdi ki? Bu fikrini beğenmedi. Sonunda karşıma çıkıp dururlarsa çarpar geçerim dedi. Gece çıktığına da bin pişman oldu.

x

Arkalarındaki araba hızla yaklaşıyordu. Tekrar önlerine geçtiğinde kan basıncının arttığını hissetti. Tansiyonu da yükselmiş hissediyordu. Arabanın içindeki oksijenin azaldığını hissetti. Sevdiği insanların korkmasına daha da üzülüyordu. Keşke yalnız olsaydım dedi. Derin karmaşanın içinde sakin olmaya karar verdi. Zaten araba da önlerinde uzaklaşmıştı. Arabanın uzaklaşmasıyla ferahlık hissetti. Kim bilir belki de takip etmekten vazgeçmişlerdir diye düşündü. Bu düşünceyle birden bire yerin altından yeryüzüne çıkmış gibi hissetti.

Araba karanlıkların içinde, yola çıktıkları zamanda olduğu gibi kayıp gidiyordu.

Bir benzin istasyonunu geçti.

Sonra bir başka benzin istasyonunu...

Yol biraz yokuş olmaya başlamıştı. Rakım yükseliyordu. Hatta yer yer kenarlıkların aşağısının derin olduğunu görüyordu. Böyle yerlerden geçmeyi sevmiyordu ama yolun burası böyleydi işte. Yapacağı bir şey yoktu. Sadece dikkat edecekti.

Dikkatini yola verdi.

Yol hem zikzak çiziyordu hem de dardı.

Dikkatli olmaya devam etti. Aniden yolun ilerisinde bariyerlere çarpmış bir araba gördü. Araba ters dönmüştü. İçindekiler ağır yaralı olabilirdi. İnşallah ölen olmamıştır diye düşündü.

Arabayı yavaşlatıp yaklaşmaya başladı.

Yaklaştı…

Yaklaştı ve arabasını durdurdu. Şaşırıp kaldı. Çünkü kaza yapan araba kendilerini takip eden arabadan başkası değildi. Toz dumandan arabanın rengini seçememişti, ama yaklaşınca arabanın kendilerini rahatsız eden araba olduğuna emin olmuştu. Direksiyondaki adam yarı açık kapıdan çıkmaya çalışıyordu.

“Yardım edin. Yardım edin.”

“Yardım etmek mi” dedi içinden, “Size Allah yardım etsin.”

Arabasının gazına basarak oradan hızla uzaklaştı.

1/4
Search By Tags
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic
Follow Us