• Hasan Çelikkol / Öykü

GEREKSİZ HARCAMA YAPILMAYACAK

GEREKSIZ HARCAMA YAPILMAYACAK



Öykü


Delikliçınar dergisi


Kordon boyu tüm güzellikleriyle, karmaşasıyla, farklılığıyla önünde duruyordu ama Murat bankacılarla yaptığı toplantıdan çıktığında boşlukta sallanan yalnız bir adam gibi hissediyordu. Koca bir yangının ortasında iki saat bankacıların üzerine doğru attıkları soru yağmurlarını savuşturup durmuştu.

“Şirket bu duruma nasıl geldi Murat Bey?”

“Bundan sonra ne yapmayı planlıyorsunuz?”

“Borçları nasıl ödeyeceksiniz?”

“Peki Murat Bey yenideden yapılanmadan sonra….”

Korunaksızdı ve kimseler de yardımcı olmuyordu. Bazen şirkete olan aidiyetini sorguluyordu. Bunca yıl şirkette çalışmış olması bu zorluklara katlanmasına gerektiriyor muydu? Pek çok arkadaşı, “Biz gidiyoruz Murat, bizden bu kadar” diyerek istifalarını verip ayrılmışlardı, ama nedense Murat arkadaşları gibi şirketi bırakıp gidememişti.

Şirket beş ay önce ekonomideki krizden etkilenip sıkıntılı bir döneme girmişti. Borçların yüksek olması sıkıntıyı daha da artırmıştı. Aslında fon yaratıyorlardı ve sadece zamana ihtiyaçları vardı. Borçları erteleyebilirse bu krizden çıkabilirlerdi. Şimdi yapmak istediği de bankalarla yeni bir borç yapılanmasına gitmekti. Bankaların pek çoğu yapılanmaya yanaşıyordu ama bir ikisi içinde bulundukları durumu göz ardı edip kredilerin geri ödenmesini istiyorlardı. Biraz önceki toplantıya katılan banka da bunlardan biriydi.

Zorluklar büyüktü ama yine de işi çözmesinin hemen hemen sonuna gelmişti. Şirket içinde kadroları ele alıp yeni görevlendirmeler yapmış, verimlilik ve tasarruf üzerinde politikalar üretmişti. Bazı durumlar içine sinmese de en iyisini yaptığına inanıyordu.

Tek sorunu Patronun yeğeni Tayfun Şafak’tı.

Tayfun iyi bir çocuktu, ama kafası bir hayli karışıktı. Yaptıklarının nereye gideceğini düşünmeden davranıyor, olur olmaz yerlerde garip işler yapıyordu. Patronu, “idare edeceksin Murat” dediğinden üstüne de fazla gidemiyordu. Çaresiz katlanıyordu. L bankası yöneticileri ile yapacağı toplantıya giderken aklı hep Tayfundaydı. Randevusuz gelen bankaçılarla Tayfun’un görüşmesini istemişti. Tayfun’a güvenemediğinden toplantıda çok konuşmamasını, bankanın istediklerini dinleyip kendisine bilgi vermesini sıkı sıkıya tembihlemişti. Ama yine de tereddütleri vardı.

Daldığı düşüncelerden sıyrıldı.

Şirket merkez ofisine gelmişti.

x

Merkez ofiste fazla personel yoktu. Çoğunu çıkarıp tasarrufa gitmişti. Hepsi iyi çocuklar olsa da yapabileceği başka bir şey yoktu. Ama bu krizden kurtulduklarında ilk onlara haber gönderip çalışmak istediğini söyleyecekti. İnşallah o günler çok uzak değildir dedi.

Kapıda hem sekreteryalık, hem güvenlik işlerini yapan Selin’e, “Tayfun Bey yanıma gelsin lütfen” dedi.

“Tayfun Bey dışarıda efendim.”

“O zaman geldiğinde haber edersin Selin.”

Ofisinden içeriye girdi.

Elindeki dergiyi masasına bırakırken dergide söz edilen İnsan Kaynaklarında meydana gelen değişiklikleri düşünmeye başladı. Özellikle yöneticilerin şirketlerde demokratik bir ortam yaratmasını.... Demokratikleşmenin insan davranışlarında olumlu değişikliklere neden olabileceğine inanıyordu. Mesela şirketlerde herkese bir oda devri kapanmıştı. Neden her Müdüre ayrı ayrı birer oda oluşturulsundu ki? Hele her kademeye göre farklı büyüklükte oda gerekli miydi? “Sanmıyorum” dedi. O devirler geçmişte kalmıştı. Aslında şirkette önemli olan odalardan çok şirkettekilerin daha rahat çalışabileceği bir düzen önemli olmalıydı. İyi bir yöneticinin arkasına saklanacağı bir odasına gerek yoktu zaten. Bu konuda geçenlerde istifa ederek ayrılan Gülsüm Hanımla ne kadar farklı düşünüyordu. Artık zaman tasarruf devriydi ve bu konuda bir tasarruf genelgesi yayımlamıştı. Tepki çekmişti ama iyi olmuştu.

Telefonu çaldı.

Ahizeyi kaldırdı. Telefon eden Tayfun’du.

“Geldiniz mi Tayfun Bey” dedi. “Ben de seni bekliyordum.”

“Geleyim mi?”

“Bir zahmet Tayfun, bekliyorum seni.”

Keşke Tayfun’un katıldığı toplantıda ben de olabilseydim diye düşündü yine. Ama olamazdı ki. Aynı saatte iki toplantıya katılamazdı. İstanbul’dan gelen bankacılara “Sizlerle sonra konuşalım” da diyemezdi ki.

Tayfun içeriye girdiğinde Selin’e seslenip iki kahve söyledi.

Bloknotunu açtı ve Tayfun’un yüzüne bakıp, “Evet Tayfun anlat bakalım neler oldu, neler konuştunuz?” dedi.

“Valla Murat Bey, bankacılarla görüşmem çok güzel geçti. Önce ekonomiden filan bahsettik, sonra şirketten, yen, ürünlerden. Tabi ben konuşmamda hep yeni ürünümüz olan fotoğraf filmini öne çıkarttım. Valla fotoğraf filminden bir bahsettim ki görecektiniz Murat Bey. Çok memnun kaldılar, çok. Ama bir ara zorda kaldım diyebilirim.”

“Nasıl yani?”

“Fotoğraf filmini anlatıyordum ama film yoktu yanımda. Nasıl olduysa unutmuşum. Oysa üstüne basa basa fotoğraf filmini göstermek istiyordum.”

“Eee sonra ne yaptın?”

“Çareler tükenir mi Murat Bey. Baktım film yok, hemen Vural’ı çağırttım. Acele Manisa'ya git, dedim. Son sürat git ama, dedim. Git ve fabrikadan bir adet fotoğraf filmi kap bana getir, dedim.”

“Manisa’dan mı getirttin? Yahu Tayfun bu fotoğraf filmini biz iç piyasaya da vermiyor muyuz? Benim bildiğim bütün fotoğrafçılarda bu filmlerimizden var. İzmir'in herhangi bir köşesinden alınabilecek fotoğraf filmini neden Manisa'ya özel bir araba çıkararak getirttin ki?”.

Tayfun böyle bir soru beklemiyordu. Yüzü renkten renge girmişti bir anda.

“Ama Murat Bey…”

Murat Sinirlenmişti.

“Yahu Tayfun sen Ay’da mı yaşıyorsun. Daha üç gün önce bir tasarruf toplantısı yapmadık mı biz? Şirketin içinde bulunduğu durumu konuşup herkesin her konuda özen göstermesi gerektiği konusunda karar almadık mı? Hatta tasarruf genelgesini sen hazırlamadın mı? Yazmadık mı bu genelgede, herkes tasarrufa dikkat edecek, yapılacak tüm işlerde azami tasarruf sağlanacak, harcamalarda özen gösterilecek, gereksiz hiçbir harcama yapılmayacak demedik mi? Dedik. Bir de Finansmancı olacaksın. Allah Allah. Şimdi sen Vural’a söyledin ya adam geçmiştir direksiyona, basmıştır gaza. Önce Bornova’ya sonra hooop oradan Sabuncubeli’ne. Öğleden önce yağmur da vardı. Kim bilir o hızla nasıl gitmiştir yollardan? Demek süratli kullan diye de tembihledin öyle mi? Vural getirdi tabi fotoğraf filmini. Sen de bankacılara, ‘Evet beyler, şu elimde gördüğünüz fotoğraf filmi özel bir araba ile Şehzadeler kentinden getirtilmiş olup otuz altı poz fotoğraf çekmektedir. Renkli çekilen bu filmler şirketimiz tarafından üretilmektedir. Herhangi bir fotoğrafçıdan bulabileceğiniz, D&R'larda, migrosta görebileceğiniz bu filmler şirketimiz tarafından satışa sunulmuştur’ dedin herhalde. Bravo Tayfun. Bravo. Eee, başka neler oldu görüşmede?”

“Son ayın bilançolarını istediler. Bilançoları verir vermez raporu hazırlayacaklarmış. Herhalde rapor sonrası da kredi tamamdır Murat Bey.”

“Ne zaman istiyorlar bilançoyu?”

“Hemen bugün.”

“Sen de hemen e-mail ile isteseydin bilançoları.”

“Mail ile mi? Yoo, şoförü gönderdim, bilançoları Manisa’dan alıp gelecek.”

1/4
Search By Tags
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic
Follow Us