• Hasan Çelikkol / Öykü

KÜÇÜK BİR ROL


KÜÇÜK BİR ROL

Delikliçınar dergisi

Boğaza bakan kafenin ahşap pencere kenarından tatlı bir esinti geliyordu.

Saatine baktı. 6’ya 15 dakika vardı. Ayla birazdan gelirdi.

Zaman geçirmek için etrafına göz atmaya başladı. İlk dikkati çeken husus kafedeki resimler olmuştu. Son zamanlardaki resim merakını dikkate alırsa bu normal bir davranış olmalı diye düşündü.

Duvardaki resimlerden biri soyut bir resimdi. Klee olabilir miydi? Evet Klee’ydi. İkinci resmin kime ait olduğunu bilmiyordu. Ressamların hepsini de bilemezdi tabi. Resimde bir kadın ile bir kız çocuğu vardı. Hocasının sık sık söz ettiği resimlerdeki koyu, açık ve orta değerlerin olup olmadığına baktı önce. Evet ressam çok başarılıydı. Kız çocuğunun elbisesini beyaz, kadının giysisini koyu kırmızı ile boyamış orta değeri de fon olarak kullanarak renk düzeni sağlamıştı. Resim gerçekten güzeldi.

Resimlerdeki renkleri düşünürken arkasından bir ses duydu.

“Merhaba.”

Ayla’ydı. Koyu lacivert kot pantolonunun üzerine kırmızı bir tişört giymişti. Dudaklarında belli belirsiz kırmızı ruj vardı. Ayakkabıları da kırmızı renkteydi. Çok yakıştığını söyleyebilirdi. İçinden koyu, açık, orta renklerin uyumu böyle olmalı diye düşündü.

Heyecanla ayağa kalktı. “Hoş geldin. Geçen günden beri nasılsınız?”

x

Tayfun mimarlık eğitimi alıyordu. 24 yaşındaydı ve Avcılar’da arkadaşı ile birlikte oturuyordu.

Ayla ise edebiyat fakültesi son sınıf öğrencisiydi. 22 yaşında, ailesiyle birlikte Beykoz’da yaşıyordu.

Ve tanışmaları bir tesadüfe dayanıyordu.

İki gün önceydi. Tayfun okuldan çıkıp Taksim’de bir kitapçıya uğramıştı. Ayla da bir kız arkadaşıyla birlikte aynı kitapçının kafesinde çay içiyordu. Eskilerden bir şarkı çalmaya başlamıştı. Kızlardan biri şarkıyı çok beğenmiş olmalıydı ki “Ne kadar duygusal bir parça, kim söylüyor acaba?” diye arkadaşına sormuştu. Şans işte Tayfun bu parçayı çok iyi biliyordu. Amcası çok dinletmişti. “Bak yeğen bu parça çok güzel ve bir o kadar da özeldir. Beni her zaman uzaklara götürür. Hatta filmi bile vardır bu müziğin. Ahhh gençlik ahhh! Cristophe’nin belki de en güzel parçasıdır. Unutma” demişti.

Kıza dönüp, “The Girl From Salina” dedi.

“Pardon, anlamadım?”

“Salina’lı Kız. Parçanın adı. İstemeden kulak misafiri oldum da konuşmanıza.”

“Yaa ne iyi oldu, ben de merak etmiştim bu parça kimin diye. Sorması ayıp olmazsa nereden biliyorsunuz bu parçayı? Biraz eskilerin parçası değil mi? Pek yaşlı görünmüyorsunuz da.”

Gülmüştü.

“Bir kahve ikram ederseniz merakınızı gideririm.”

“Bir kahveye bir bilgi öyle mi? Peki o zaman.”

Genç kızın samimi halinden etkilenmişti. Kız ayrıca çok da güzeldi. Aklından ne söyleyeceğini düşündü. Amcasının anlattıklarını mı söylemeliydi yoksa duruma uygun bir hikaye mi uydurmalıydı? Amcasının söylediklerini anlatmaya karar verdi.

“Benim amcam öğrenciyken, 70’li yıllarda Kocamustafapaşa’da bir evde kalıyormuş. Ortamda biraz kargaşa hakim olduğundan memleketten gelen her arkadaşı soluğu önce onun evinde alıyormuş. “Biz geldikkkk. Bir iki gün buradayız.” Amcam gelenlerin hiçbirini kırmazmış. Küçücük öğrenci evinde sıkış tepiş idare ederlermiş. Amcam yeni bir pkap almışmış o zaman. Çalacak plakları da çok yokmuş. Bakmış gelen giden çok, para da almıyor Yok öyle bedava kalmak demiş. Bundan sonra burada kalanlar bir plak alacak. Kırkbeşlik plaklardan. Böylece eve gelen herkes kırkbeşlik bir plak almış. Amcam der ki şimdi o plakları dinledikçe öğrencilik yıllarım geliyor gözlerimin önüne. Senden Başka, A Song Of Joy, Dağlar Dağlar, Söyle Sazım, The Gırl From Salina… Hepsi o yılların popüler parçalarıymış. Sonra bu kırkbeşlikleri kasete çektirmiş. Bana da verdiydi bir kopyasını. Ben de sık sık dinlerim. Bu yüzden biliyorum parçayı. Birşey daha var, amcam o kadar etkilenmiş ki bu şarkıdan, romanlarının birinde de yazmış bu durumu.”

“Ne yani amcan roman da mı yazıyor senin?”

“Evet, şiir de yazıyor, roman da.”

“Hımmm, ilginç. Amcanızı tanımıyoruz ama entelektüel biri olduğu kesin.”

“Öyledir. Adınızı verirseniz size imzalı bir romanını getirebilirim.”

“Oooo ne güzel olur. Tamam. Benim adım Ayla. Ayla Ser. Arkadaşımınki Meltem Kan.”

“Peki kızlar, şimdi ne yazık ki çıkmak zorundayım. Sizi en kısa zamanda arayacağım.”

Amcasına telefon edip imzalı kitapları istemiş, kargo da iki gün içinde kitapları teslim etmişti. Kitapları alır almaz, Ayla’ya telefon etmiş, Boğaz kenarındaki bu küçük kafede buluşmaya karar vermişlerdi.

x

“Eeee Tayfun getirdin mi bizim kitapları?”

“Getirdim, getirdim, getirmez olur muyum? Tabi ki getirdim. Bak isme imzalı hem. Ne yazmış okuyayım mı?”

“Bu kitap artık benim. Nasıl ithaf ettiğini müsaade et de ben bakayım.”

Ayla dikkatle kitabın ilk sayfasını açmış ve yazılanları okumuştu.

“Tufan’ı güzel bir kızla buluşturan yere çok uzaktan, Ayla Ser’e. Sevgilerimle.”

“Çok teşekkür ederim Tayfun. En kısa zamanda okuyup sana döneceğim. Lütfen amcanıza teşekkür ettiğimi de söylemeyi unutmayın. Tekrar teşekkür ederim. Eee sen neler yapıyorsun anlat bakalım. Hiç senden söz etmedik. Amcanı tanıdık da sen kimsin? Necisin? Ne yaparsın. Nelerden hoşlanırsın?”

Tayfun bir çırpıda kendisi ile ilgili ne varsa anlatıverdi. Arada bir, tik haline gelen, elleriyle saçlarını arkaya doğru taradı. Öğrenciyim. Mimarlık okuyorum. Yaşım 24 …” Ne kadar anlattığını bilmiyordu. Ayla bir ara sözünü kesip, “Tamam Tayfun, tamam anladım. Müsaade edersen biraz da ben anlatayım kendimi.”

“Affedersin. Çok mu konuştum?”

“Evet ama sıkıntı yok, sıkıntı geç kalmış olmam. Naz yapmıyorum gerçekten geç oldu. Eve gitmeliyim artık. Bir saat sonra provam var benim. Boş zamanlarımda tiyatro ile ilgileniyorum. Bugünkü son prova. Yarın da ilk gösterimiz olacak. Benim küçük bir rolüm var ama inan o kadar heyecanlıyım ki… Bak ne diyeceğim. Gelsene tiyatromuza. Tamam amatör bir tiyatro, belki hoşuna gitmeyebilir ama olsun. Yarın saat 9’da. Beykoz Halk Evinde. Gelirsen çok memnun kalırım.”

“Tamam gelirim. Hangi oyunu oynuyorsunuz?”

“Buzlar Çözülmeden.”

“Hım, oyunu bir yerlerden hatırlıyorum. Peki sen, hangi roldesin?”

Ayla söylemekte tereddüt ediyor gibiydi. “Çukurovalı…” Sonra söylemekten vazgeçti. “Neyse geldiğinde öğrenirsin artık, ama bir şey söylemeliyim. Oyundaki rolümü ciddiye alma lütfen. Tamam mı?”

“Valla bilemem artık, oyuncu olmak istediği rolü seçermiş. Kim bilir belki ben seni hep o rolde görmek isterim.”

Ayla biraz şaşkın, biraz da kızgın, kafeden ayrılmıştı.

x

Tayfun okuldan çıktıktan sonra hazırlandı. Uzun bir yolu vardı. Önce eve gidip üstünü değiştirecek ve sonra da Beykoz’a gidecekti. Önce Avcılar’dan metrobüse binip köprüyü geçecek, köprüyü geçer geçmez ilk durakta inecekti. Aşağıya doğru on beş dakika, Beyberbeyi’ne kadar yürüyecekti. Oralarda bir yerde minübüs durakları olduğunu öğrenmişti. Galiba Polis Evi’ydi bineceği durak. Minibüslerden birine binip Beykoz’a varacaktı. Sonrası kolaydı. Karşılaştığı birine Halk Evi’ni sorardı.

Öyle de yaptı. Düşündüğünden biraz daha zaman geçmişti ama oyuna yetişebilmişti. Dışarıda Ayla’nın küçük erkek kardeşi karşılamıştı. “Abi, geç kaldın, oyun başlayacak neredeyse. Hadi içeriye girin hemen. Oyun başlayınca kapıları kapatıyorlar. Hadi abi ama, hadi…”

Son dakikada içeriye girmişti. Aceleden Ayla’nın kardeşini de unutmuştu. “Hay Allah, bir teşekkür bile edemedim çocuğa.”

Genel hatlarıyla oyunun konusunu biliyordu. Tımarhaneden bir deli kaçıp bir kasabaya geliyordu. Herkes onu yeni kaymakam sanıyordu. Deli kasabada o kadar iyi işler yapıyordu ki kimse onun deli olduğunu anlamıyordu. Yalnız kaymakam, sık sık “Buzlar çözülmeden yapmalıyım bunu” deyip duruyordu. Kaymakamın neden buzlar çözülmeden deyip durduğunu kasabalılar anlayamıyordu. Buzlar çözülüp yollar açıldığında yeni kaymakam geliyordu ve eski kaymakamın tımarhaneden kaçmış bir deli olduğu anlaşılıyordu.

Işıklar kapandığında perde açılmıştı.

Oyunu dikkatle izlemeye başladı.

Ayla küçük bir roldeyim demişti, bakalım ne zaman çıkacaktı sahneye.

Bekledi…

Bekledi…

Ayla çıkmıştı sonunda. Oldukça kısa etekli, fettan bir kadın rolündeydi.

“Bana Çukurovalı Afet derler. Karşıma çıkan her erkeği baştan çıkarırım ben…”

Başından kaynar sular döküldüğünü hissetti o an. Çok utanmıştı Ayla’ya söylediklerinden. “Oyuncu olmak istediği rolü seçermiş, kim bilir belki ben seni hep o rolde görmek isterim” demişti ona.

Şimdi oyun bittiğinde ne diyecekti Ayla’ya?

1/3
Search By Tags
  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic
Follow Us